İstanbul Üniversitesi Araştırma Görevlisi Temsilciler Kurulundan İstanbul Üniversitesi Mensuplarına Duyuru
İstanbul Üniversitesi son birkaç aydır biz araştırma görevlilerinin kadro meselesi üzerinden kendi geleceğini tartışan, endişe ve kaygı dolu bir döneme girmiş bulunmaktadır. Biz araştırma görevlileri, bu tartışmayı hiçbir zaman kendi kariyerlerimize ilişkin bir mesele olarak ele almadık ve bundan sonra da böyle ele almayacağız. Bizim açımızdan söz konusu olan, başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere tüm Türkiye’nin üniversite eğitimi sisteminin geleceği sorunudur.
Araştırma görevlilerini burslu öğrenci statüsüne indirgeyen 2547 sayılı kanunun 50d namlı maddesi, YÖK’ün 31 Temmuz’da yayınladığı yönetmelikle, araştırma görevlileri için adeta bir kural istihdam biçimi haline getirilmiş durumdadır. Bu maddeyle asistanlar; zaten akademik özgürlükten söz etmenin bile güç olduğu ülkemizde, her yıl uzatılıp uzatılmayacağı kesin olmayan bir sözleşme ile istihdam edilmektedirler ve sonunda da doktoralarını başarıyla bitiren asistanlar kapı önüne konulmaktadır. Böyle bir istihdam biçimi kendi fikirlerini ifade etmekten korkan, eleştirel tutum almayı tahayyül bile edemeyen kişilikten yoksun bir akademisyen modelinin yerleşmesine zemin hazırlamaktadır. Akademik personel profilinin bu yönde değişmesi uzun vadede Türkiye’de bilim üretemeyen, kişiliksiz bir akademik kadrolaşmaya neden olacaktır. Mağduriyetimizin adı doktoralı işsizliktir ancak; mağduriyetimiz giderilmediği takdirde bundan en büyük zararı, hizmet verdiğimiz ve daha ileri seviyede vermek için de yetiştirildiğimiz üniversitemiz görecektir. Bunun sonucunda üniversitede kamu hizmetinin devamlılığı sorunu çıkacak ve maalesef bundan en büyük zararı görecek kesim de öğrenciler olacaktır.
Konunun bir başka boyutu Anayasa’da açıkça kanunla düzenlenmesi gerektiği vurgulanan özlük işlerimiz hakkında YÖK’ün Yönetmelik ve hatta Yürütme Kurulu kararıyla düzenleme yapmaya teşebbüs etmesidir. Yüksek Öğretim Kurulu üst kurul olmak vasfını aşarak üniversiteleri bizatihi yönetmek arzusundadır ve bunu, üniversite özerkliğini komikleştiren 82 Anayasasından bile daha “baskıcı bir biçimde” ve hukuksuzluk içerisinde gerçekleştirmektedir.
31 Temmuz 2008 tarihli Yönetmelikle koşut bir biçimde yürürlükte olan 13.10.1984 tarihli Lisansüstü Öğrenim Görenlerden Öğretim Yardımcısı Kadrolarına Atanacakların Hak Ve Yükümlülükleri İle Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinin Giriş Sınavları Hakkında Yönetmelik’in 10. maddesi, 50/d hükmüne dayalı istihdamın 33/a’ya çevrilmesi yetkisini Rektöre vermektedir (m.13). Buna dayanarak, fiilen yaratılan “fakülteli” asistan/ “enstitülü” asistan ayrımına gidilmeksizin tüm araştırma görevlilerinin aynı anda, daha güvenli bir kadro sağlayan 2547 sayılı kanunun 33. maddesine geçirilmesinin hukuken mümkün olduğunu ve bu yetkinin hala Rektörlük makamına ait olduğunu biliyoruz.
Bu durum karşısında üniversiteleri savunma görevi, üniversitemizin tüm mensuplarına düşmektedir. Türkiye’nin tüm üniversitelerini akademik özgürlük ve bilimsel özerklik çizgisi doğrultusunda savunma karar ve azmi içinde bulunan geleceğin bilim insanları olacak olan biz genç akademisyenler, gerektiğinde mesleğimizi ve üniversitelerimizi korumak için tüm yolları tüketmeye hazır olduğumuzu üniversite camiamıza şimdiden ilan ediyoruz.
| Ek | Boyut |
|---|---|
| 50d_iu_temsilciler_kurulu_bildiri.pdf | 183.17 KB |
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

